YENİDEN DİRİLİŞ-II [DÜŞÜNCE DEVRİMİ]

Dolmadan taşmaz; su gibi…
Fikir de düşünce de, bilinç de öyledir.
Dolacağız ki taşalım; taşacağız ki yeşertelim, yaşatalım
Tıpkı kaynağından fışkıran, billur gibi berrak ve saf su misali
Batının bizden aldıklarını, çaldıklarını kazanmamız, geri almamız lazım;
Ama hırpalamadan, ama incitmeden; insanca ve Müslümanca
Hırpalarsak, kırarsak, incitirsek onlardan bir farkımız kalmaz. 
Düştüğümüz yerden kalkacağız; er ya da geç bu olacak, biliyorum.
Biliyorum, çünkü “yiğit düştüğü yerden kalkar” değişmez kuraldır.
Evet, kalkacağız; fakat nasıl ve ne şekilde?
Beynimize ve düşüncelerimize vurulan prangalar varken nasıl olacak bu?
Bunları nasıl kıracağız, nasıl söküp atacağız?
Yaklaşık beş asırdır, düşünce dünyamızda önümüze konulmuş zihinsel engelleri nasıl aşacağız?

Derin, uçsuz-bucaksız, dalgalı bir denize girdiğimin farkındayım.
Kendimi bir çıkmaza soktuğumu, bir girdaba sardığımı düşünüyor olmalısınız. Fakat kaybolmadan, kendimi nasıl bulabilirim ki?
Kendime yönelttiğim soruların farkındayım;
Kullandığım kelimeleri, kavramları özenle ve bilerek seçtim.
Kurduğum cümlelerin devrik ya da kurallı olmasından; yüklemin ve öznenin cümle içindeki yerlerine kadar hepsinde dahlim var.
Zikrettiğim kişileri, isimleri, olayları, örnekleri belli bir maksatla seçtim.
Yazdığım her bir cümleyi, her bir paragrafı onlarca kez okuyorum.
Yazının başından (Yeniden Diriliş-I: Durum Tespiti) itibaren sorduğum, her biri birbirinden önemli ve can alıcı sorulara tutarlı cevaplar verebilme; aydınlık yollar açabilme, etkili çözümler sunabilme kaygısı beni de içten içe sarmış durumda; beni de tedirgin ediyor.
Olayı nereye bağlayacağımı düşünmeden edemiyorsunuz değil mi?
Vereceğim cevapları, sunacağım çözümleri, önerileri merak ediyorsunuzdur.
Fakat yüzyılların sorunlarını, problemlerini üç-beş sayfalık bir yazıda çözüme kavuşturabilmeyi ummak saflık olmaz mı?
Olur, bence; beklemek de öyle…
Zikrettiğim sorunların kaynağına inmek, sorunları derinlemesine tahlil etmek, analizler yapmak, madde madde çözüm önerileri sunmak; uzun uzadıya çözüm yollarını anlatmak; zor iş;
Hem de çok zor; hem zor, hem zahmetli;
Fakat imkânsız değil.
Bu iş biraz da makaleden çok kitap işidir.
Nasipse, o da olur inşallah.
Şimdi ve burada, bütün bunları yapamasam da; kafalarda bir sürü soru işareti oluşturabileceğime ve zihinlerde bazı şimşeklerin çakmasına yol açabileceğime inanıyorum.
Bunu yapabilirim ve yapacağım da…
Biraz emek, biraz gayret, bir avuç inanç, bir tutam aşk… 
Benimkisi biraz da merak uyandırmak
Nazar-ı dikkatleri, önemli noktalara celp ettirmek…
Önemli olan yerinden oynatmak, kıpırdatmak, harekete geçirmek…
Çok iyi biliyorum; ışığı önüme alıp yürüdükten sonra, gölgem ister istemez ardımdan gelecektir.

Ve engeller…
Düşünce dünyamızda vurulan prangalar;
Ve kahrolası önyargılar;
Özgüvenimizi sarsan; umutlarımızı bitirip, tüketen önyargılar.
Akletmeyi, araştırmayı, düşünmeyi dumura uğratan önyargılar.
Tezekkür, taakkul, tedebbür, tefekkür; terk ettiğimiz eylemler.
Beş asırdır unuttuğumuz kavramlar.
Yeni nesil anlamlarını dahi bilmez bunların.
Bizde düşünmek yük ve angarya; akletmek suç; tefekkür etmek hata;
Düşünmek zor bir sanattır; o yüzden üşeniriz…
Üstat Cemil Meriç; "Her yüzyılda birkaç kişi düşünür, diğerleri ise onların düşündüğünü düşünür," der.
Aynen de öyle yaparız. Sonra da koskoca bir yüzyıl boyunca, o birkaç kişinin ve düşüncesinin etrafında debelenir dururuz.
Üstada hak vermemek elde değil?
Önyargıları yıkmak o kadar zor ki; öyle olmasa, ‘önyargıyı yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur’ der miydi Einstein.
Atomun parçalanacağına inanmasaydı, parçalayabilir miydi birileri?
Biraz da bakış açısıyla alakalı, görmeyle, görmek istemekle alakalı bu işler.
‘Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir’ der, İbn-i Sina.
Ve anlamak, anlamaya çalışmak; Müslümanlar için en zor olanı bu. ‘Anlamak masraflı iştir; emek ister, gayret ister’ der, Sezai Karakoç.
Düşünmek ve anlamak gayret ister; okumak ve yazmak ise yürek;
Bizde ne düşünen var, ne anlayan; ne hakkıyla yazan, ne okuyan.
Bizde ne görmek isteyen var ne de alamaya çalışan...
Bu kafayla bilim üretilemez…

Selam ve dua ile...

Mücahit KUMANDAVEREN
25.08.2020 / Tatvan

*Tüm hakları saklıdır. Yazarın izni olmadan hiçbir şekilde, çoğaltılamaz, yayınlanamaz, kopyalanamaz, .


15

Yorumlar

Yorum Yap