AYASOFYA’NIN KODLARI

Ayasofya kararı bir isyandır, bir başkaldırıdır...
‘Batı’nın yüzyıllardır devam edegelen zulmüne, esaretine ve sömürüsüne…
Ayasofya’yı açmak ‘Batı’ya, ‘Batı’nın gücüne ve müesseselerine meydan okumadır.
‘Batı’ya, ‘seni tanımıyorum’, ‘seni takmıyorum’, ‘umurumda değilsin’, ‘çek elini üzerimden’, ‘bırak yakımı’ mesajıdır.
Bu anlamda Ayasofya tam bağımsızlık yolunda atılmış önemli bir adımdır.
Ayasofya’nın açılışı, aynı zamanda dış politika alanında, kritik bir dönemde atılmış, önemli ve anlamlı bir hamledir. Bu, Batı ve özellikle Hıristiyan (Ortodoks-Katolik) dünyasında ayrıştırıcı bir rol oynayacak, yeni başlangıçlara, yeni yol ayırımlarına yol açabilecek bir hamledir.
Bu yüzden son derece önemlidir.
Bana göre, Ayasofya’nın açılışı; iyi ölçülmüş, iyi düşünülmüş, iyi planlanmış ve zamanlaması iyi yapılmış bir hamledir. Dünya siyasetinde, Batının oyun sahasında, “oyun kuruculuğun” önemli bir örneğidir.
Şimdi artık; Batı düşünsün, Batı uğraşadursun…

Bu hamleyle, dış politikada yeni bir aşamaya geçilmiştir.
Bu, “oyun kuruculuk” aşamasıdır. Ve Ayasofya bu yeni dış politikanın ayak sesleridir.

Dış politikada birinci aşama “piyon” aşamasıdır. Bu aşama ‘oyun kurucuların kurduğu oyunu oynama’ aşamasıdır. Oyun kurucular (güçlüler) oyunu kurarken, sen sadece izler ve oynarsın. Oyunun kurallarını onlar koyar ve sınırlarını onlar belirler. Bu aşamada, sen sadece basit bir oyuncusun ve basit bir oyuncu olmaktan öteye geçemezsin.
Dinini, tarihini, inancını, yaşam tarzını, yasalarını, hedeflerini, amaçlarını, ekonomini, siyasetini, özgürlüğünü, refah seviyeni ve huzurunu onlar belirler.
Burada, bunları nasıl yaptıklarını uzun uzadıya anlatmayacağım. Zira bunları anlatmaya ve yazmaya kalkarsam, yazı çok uzar ve makale anlamını yitirir.
Bunların nasıl yapıldığını merak edenler, Machiavelli’nin (Makyavelli) Hükümdar (Prens) eserini okusun.
 Zira Makyavelli, Batı’nın politikalarını anlamamıza yardımcı olacaktır.
Orada Batının politikalarının kodlarını dehşetle okuyacaksınız.
Şunu kesin bir şekilde ifade etmeliyim ki; bu birinci aşamada senin Batı nezdinde hiçbir kıymet-i harbiyen yoktur. Canın, malın, ırzın, dinin onlar için hiçbir şey ifade etmez. Onlar için önemli olan hedefe yürümek, amaca ulaşmaktır. Zira Makyavelli’ye göre, “Amaca Giden Her Yol Mubahtır…”
Batı güçlü devlet, güçlü lider istemez. Şerefli, onurlu, uyanık, bir halk istemez.
Batı düşünen, gelişmiş, kalkınmış, müreffeh, üretken, varlıklı, huzurlu toplumlar istemez.
Batı kukla ister, “sadık köpekler” ister.   
O yüzden Batı, oyunu iyi oynayan liderleri, ülkeleri çok sever(!). Arap dünyası Batı’nın kurduğu oyunu oynayan liderlerle doludur. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Mısır bunun en güzel örnekleridir.
Şimdi burada düşünmeden edemiyor insan!
Üstat Sezai Karakoç’un ifadesiyle; “Allah’ın insanoğluna en büyük nimeti olan İslâm inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum, nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer?”
Ne kadar hazin değil mi?
… 
İkinci aşama “oyun bozuculuk” aşamasıdır…
Son yıllarda Batının sayısız oyununu bozduk ve bozmaya devam ediyoruz.
Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, Katar’da, Sudan’da, Somali’de, Kuzey Afrika’da, …
Ve nihayet Akdeniz’de, Azerbaycan’da, Libya’da…
Ve inşallah çok yakın bir gelecekte Mısır’da, Pakistan’da, Afganistan’da, Arakan’da, Türkistan’da ve Allah’ın izni ve yardımıyla Endülüs’te…
Ve daha nice İslam beldesinde ve İslam olmayan mazlum coğrafyalarda bu oyunları bozmaya devam edeceğiz.

Üçüncü ve son aşama “oyun kuruculuk” aşamasıdır.
İşte, Ayasofya budur.
Bu hamlenin atılması ve tamamlanması bu yüzden çok önemlidir.
Hem ‘Batı’nın had bilmez, sınır tanımaz öfkesi bundandır.
Bundan dolayı kudurmuş köpek gibi salya akıtmaktadır.
Mesela Amerika’nın F-35 hamlesi de bundandır.
Türkiye’nin F-35 projesinden dışlanmasının S-400’le çok da alakası yoktur.
Sorun Rusya’dan S-400 almak değildir. S-400 sadece bir bahanedir.
Sorun, ‘Batı’ya rağmen, Batı’dan bağımsız hareket edilmesidir.
Sorun Türkiye’nin Akdeniz’deki çabasıdır, Suriye’deki tutumudur, Libya’daki başarısıdır.
Sorun “Türkiye’nin “oyun bozucu” ve “oyun kurucu” olarak davranmasıdır.
Türkiye, Suriye’de; Amerika’nın, Fransa’nın, Rusya’nın, İran’ın, İsrail’in, BAE’nin ve Suudi Arabistan’ın bütün planlarını altüst etmiştir.
Libya’da; Yunanistan’ın, İsrail’in, Rusya’nın ve Fransa’nın hayallerini suya düşürmüştür.
İşte, Batı için “gerçek sorun” budur.

Öte yandan;
Ayasofya’nın açılışı, Arap ve İslam dünyası için de bir imtihandır.
Safların netleşmesi açısından önemli bir olaydır. Bu sayede, “dost-düşman kim” herkes görecektir. Ayasofya bu anlamda bir turnusol kâğıdıdır. Nitekim son günlerde, Arap dünyasından yükselen farklı sesler bunu göstergesidir.
Bu aynı zamanda “kimin ipinin, kimin elinde” olduğunu da bize gösterecektir.

Ayasofya bir uyanıştır…
Evet, bir uyanış; fakat Batılı anlamda değil.
Bu yüzden Rönesans demiyorum. Uyanış diyorum.
Bir “uyanış”, belki de bir “diriliş” demek daha yerinde ve daha doğru olacaktır.
Bir uyanış…
Batılılaşma gafletinden, Batıya yaranma ve Batıya öykünme hastalığından…
Öze dönüştür, aslına rücudur, kimliğini bulmaktır. Kim olduğunun ve ne olduğunun farkına varmaktır. Kendi tarihiyle buluşmak ve barışmaktır…
Sahte medeniyetten(!), gerçek medeniyete bir yolculuktur. Ruhsuz, acımasız, vicdansız, ahlaksız ve bencil bir medeniyetten(!); ruhu olan, vicdanlı, merhametli, ahlaklı ve erdemli bir medeniyete yolculuk…
Bu yüzden uyanış, bu yüzden diriliştir
Ve Batı’nın asıl korkusu budur.
Yeni Ömerler, Aliler, Hamzalar, Fatihler, Aişeler, Fatmalar çıkacak diye ödü kopmaktadır.


İçinizden, Ayasofya’ya çok fazla anlam yüklediğimi, abarttığımı, hayal kurduğumu düşünenler olacaktır. Makalemde temenniler olduğu söylenebilir, bu doğrudur. Lakin söylediklerim hayal ürünü, uydurulmuş, abartılmış şeyler değildir.
Biraz mürekkep yalamış, biraz okumuş olanlar az bile söylediğimi haykıracaktır.
Yalnız, burada önemli bir nokta öne çıkmaktadır. Onu söylemeden geçemeyeceğim.
Gerçek şu ki; kavramlar önemlidir. Ancak, “sadece belli kavramlara ve sloganlara hapsedilmiş bir dava başarıya ulaşamaz. Bu önemli bir husustur.
Bu doğrultuda, Ayasofya’nın açılışının “Yeniden Dirilişe” ve “Yeniden Uyanışa” vesile olmasını Rabbımdan niyaz ediyorum.
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!

Selam ve dua ile.

Mücahit KUMANDAVEREN
23.07.2020 / Tatvan

*Tüm hakları saklıdır. Yazarın izni olmadan hiçbir şekilde, çoğaltılamaz, yayınlanamaz, kopyalanamaz, .


16

Yorumlar

Yorum Yap