AŞKTIR YAZMAK

Yazmak, asil bir eylemdir.
Aşktır yazmak; o yüzden, yürek ister, cesaret ister.
Her yiğidin harcı değildir, aşk.
Meşakkatlidir; fedakârlık ister, sabır ister, sebat ister.
Âşıksan eğer, uğrunda yanmayı göze alacaksın.
Şeyh Sadi olacaksın, mesela…
Gerçekse aşkın, sahte değilse iddian; pervane değil, mum gibi olacaksın…
Yanacaksın!
Mum gibi, yanmayı göze alacaksın.
Öyle kanadına ateş değer değmez kaçmayacaksın, pervane gibi.
Hafız-ı Şirazi olacaksın, mesela...
Hasretinle hem dem olup; hem gülü, hem bülbülü ağlatacaksın.
Hem, Mevlana olacaksın!
Derdini nimet bilecek; onula yoldaş olacaksın.
Yerine göre “sıkıntı yok efendiler, dert insana yol gösterir” diyebileceksin.
Hem Feridüddin-ı Attar olacaksın!
Derdin yoksa bile, kendine bir dert bulacaksın.
Âşıksan eğer “Zümrüdü Anka’ya”, kendini yola vuracaksın.
Uzundur yolu, aşkın; merhalesi çoktur, sabredeceksin.
Zümrüdü Anka’yı aramaya çıkan kuşlar gibi, bahaneler bulmayacaksın.
En ufak bir meşakkat görünce kaçmayacaksın.
Dikenlidir yolu, aşkın;
Batacaktır, yakacaktır canını; göze alacaksın.


Aşktır dile gelen, maşuktur dile getiren…
Mevlana’ya, Şeyh Sadi’ye, Hafız-ı Şirazi’ye yazdıran her neyse, Balzac’a, Tolstoy’a, Dostoyevski’ye ve daha nicesine de yazdıran odur.
Derttir, aşktır insana yazdıran, insanı şair yapan…
Âşık değilsen, derdin yoksa ne yazarsın, kime yazarsın, niçin yazarsın?
Derttir, aşktır bütün bunları yaptıran.
Kiminde ilahidir bu aşk, kiminde dünyevi; kiminde Cenabı Huda’dır, kiminde bomboş bir dünya
Âşıksan eğer, derdin vardır; derdin varsa, sen varsın!
Derdin yoksa neye yararsın?
Derdin varsa, işte o zaman, yazarsın.
Çünkü yazmazsan kahrolur, patlarsın.
Dert sahibiysen yazacaksın, yazarsın!
O Yüzden; dert sahibi değilsen, kendine bir “dert” bulacaksın.
Ya gidip ödünç alacak, ya da pazardan satın alacaksın…

Evet, yazmak, asil bir eylemdir!
Belki okumak da öyle; fakat yazmak apayrı bir şey…
Okumak yokuş aşağı inmekse eğer; yazmak yokuş yukarı çıkmak… 
Yazmak için çokça okumak gerekir; fakat okumak için, yazmak gerekmez.
Yazmak için, okumak gereklidir, ancak yeterli değildir.
Okumakla beraber, dert sahibi olmak, hissetmek, uzanıp kelimelere dokunmak, sözcükleri okşamak gerekir.
Yazmak için, yazdıklarını yaşaman gerekir; yaşadıklarını da yazman…
Okumak da kısmen cesaret ister; fakat yazmak için cesaret şarttır, elzemdir; olmazsa olmazdır.
Yazmaya karar verdiysen bir kere, bu bile başlı başına bir cesarettir.
Çünkü insanın mahremidir fikirler, kelimeler, cümleler
Yazıyorsan eğer, artık bütün varlığınla, bütün benliğinle, bütün fikirlerinle her şeyinle ortadasındır.
Bütün sermayen, malın-mülkün, hünerin ortaya saçılmıştır bir kere.
Yazmak, tıpkı hınca hınç dolu bir arenaya elbisesiz, silahsız, savunmasız çıkmak gibi bir şeydir…
Yazıyorsan eğer, hata yapma ihtimalin her zaman vardır.
Bunu baştan kabul edeceksin!
Hamama girdiysen bir kere, terleyeceksin.
Oynamak için çıktıysan sahaya, tüm ihtimalleri hesaba katacaksın;
Ve sahadaysan bir kere kolun da kırılabilir, kandın da; göze alacaksın!
Göze alamayacaksan, sahaya çıkmayacaksın.
Yazmak, zor iştir o yüzden.


Unutma ki!
Yazdıklarınla, hiçbir zaman herkesi memnun edemezsin.
Bir gayen, bir hedefin, bir amacın varsa; buna takılmayacaksın!
Rıza-ı ilahi gibi ulvi bir amacın varsa, yoluna bakacaksın!
Her yazarın bir okuyucu kitlesi vardır mutlaka.
Hem, herkes aynı tarzı sevmez; aynı yazarı okumaz.
Üstelik okunmaz dediğin nice adamın dahi, bir okuyucu kitlesi vardır.
Çoğu zaman sevmese de, hazzetmese de; okur seni.
Fakat sana hissettiremez okuyucu; sen yine de anlarsın.
Yakıştıramaz sana başarıyı… 
O yüzden alkışlamaz; o yüzden duyamazsın bravoları…
Böyledir bir kısım okuyucu; mutlaka bir kusur arar yazdıklarına…
Bir çırpıda, tüm hayatını gözünün önünden geçiriverir.
Ne yapar eder; bir kulp bulur takar yazdıklarına.  
Seni devlerle kıyaslar mesela…
Bir Dostoyevski’yle, bir Şeyh Sadi’yle, bir Necip Fazılla
Ya da bir etiket arar çoğu zaman; bir makam, bir mevki, bir paye…
Seni dilinle, dininle, inancınla, ırkınla, geçmişinle, tutkularınla yargılar.
Ötekileştirir, dışlar seni; yok sayar tüm emeğini.
Doğrularının hiç bir önemi yoktur; O’ndan değilsen...
Ne demek, O’ndan olmamak?
Yani; onunla aynı gruptan, aynı hizipten, aynı cemaatten…
Ya da aynı köyden, aynı muhitten, aynı mahalleden…
İdeolojiktir çoğu zaman bu;
Ya da bir taassuba saplanıp kalmıştır...
Fakat farkında değildir.
O’nun için cemaati, hizbi, grubu, muhiti, lideri, efendisi lâyüseldir…
Rabbiniz, Kitabınız, Kıbleniz bir olsa da fark etmez; aynı dine inanman, aynı Rabbe secde etmen hiçbir şey ifade etmez, onun için.
Sadece kendi doğruları vardır; sadece kendi mahallesinin; kendi grubunun, cemaatinin, liderinin, efendisinin
Ve doğruları sadece o söyleyebilir, sadece onun hakkıdır…
Ve Allah Resulünün (s.a.v.) “Hikmet, müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır” demesinin de hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur onun için.
Ne yazarsan yaz; ayet ya da hadis fark etmez; burun kıvırır, surat asar.
Taassup o kadar köreltmiştir ki onu; bir çırpıda tüm doğrularını siler atar.
O kadar alışmıştır ki karanlığa, ışığın rahatsız eder onu, uykularını kaçırır.
O yüzden, tüm gerçekliği bir çırpıda, gözünü kırpmadan yırtar atar.


Buna rağmen, yazmaktan korkmayacaksın;
Ya da korkuyorsan yazmayacaksın!
...

Ve okumak da asil bir eylemdir.
O da yürek ister bir nebze; yoksa niçin okumaz ki, insan?
Korkuyordur belki de; cehaletini kaybetmekten, değişmekten…
Aydınlanmaktan, şuurunun açılmasından; mesela…
Ya da alışırım diye korkuyordur, belki de…
Kim bilir belki de, gerçekleri öğrenmek, ürkütüyordur.
Belki de; başkalarının derdini, kederini, çilesini, acısını, ıstırabını, sefaletini öğrenmek rahatını kaçıracaktır.
Ve okuyanlar; her zaman az olsun, öz olsun isterler.
Oysaki detaylarda saklıdır, gerçekler.
Okumuyorsa bir insan, gerçeklerle yüzleşecek yüreği yoktur.
Yürek yoksa yapılacak bir şey yoktur.

Selam ve dua ile…

Mücahit KUMANDAVEREN
09.08.2019 / Tatvan



*Tüm hakları saklıdır. Yazarın izni olmadan hiçbir şekilde, çoğaltılamaz, yayınlanamaz, kopyalanamaz, .


16

Yorumlar

Yorum Yap