ARAP KIŞI
Haberi duymuş ya da okumuş olmalısınız!
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İsrail’le dostluk(!) anlaşması yapmış.
Buna pek şaşırmadım; yani en azından ‘vay be’, ‘bu nasıl olur’ filan demedim.
Çünkü Birleşik Arap Emirlikleri, son yıllarda İslam’a ve özellikle Türkiye’ye karşı her türlü hareketin, komplonun ve suikastın içinde yer almış ve yer almaya da devam ediyor.
Dahlan ismi kulaklarınıza aşina gelecektir; Ortadoğu’nun en karanlık ismi…
Suudi veliaht prens Bin Selman'ın kanıkası.
Birleşik Arap Emirlikleri adına hareket ediyor.
Gezi’de, de vardı, 15 Temmuz kalkışmasında da…
Filistin’de de var, Suriye’de de, Libya’da da, Akdeniz’de de, Afrika’da da…
Ve hatta Lübnan’daki patlamada, İsrail’le işbirliği içinde olmuş olabileceğine kuvvetle ihtimal veriyorum. Bundan asla şüphem yok.
Peki, neyine güveniyor; efendilerine mi, parasına mı?
Her ikisine de…
Her ne kadar yazılı bir anlaşma şeklinde olmasa da, örtük bir şekilde bu tür bir işbirliğinin,  Suudi Arabistan-İsrail ve Mısır-İsrail arasında da olduğunu biliyorum.
Suudi veliaht prens Bin Selman'ın, İsrail ile birlikte yürüttüğü ‘Neom Şehri Projesini’ duymuş olmalısınız; duymadıysanız da bir araştırın derim.
Okuyunca irkileceksiniz!
Yine Mısır’ın darbeci lideri Sisi’nin, 2015 yılında Gazze’nin dünyaya açılan tek kapısı olan Refah sınırındaki iki tüneli yıktığını ve 2019 Şubatında tünelleri zehirli gazla doldurduğunu da biliyor olmalısınız.
Eğer biliyorsanız, siz de şaşırmazsınız.
Evet, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail’le dostluk(!) anlaşması yaparak Filistin davasına, Kudüs’e ve Mescid-i Aksa’ya ihanet etmiştir; bu doğru…
Evet, bu beni üzdü; çok zoruma gitti;
Fakat Birleşik Arap Emirlikleri, karakterinin gereğini yapmıştır.
Akrebin sokmasına, köpeğin tasmasını tutana sadakat göstermesine şaşırmamalı. Zira bu, onun doğasında vardır.
Son yıllarda, Abu Dabi yönetimi ve Suudi Arabistan başta olmak üzere, Arap dünyasının sözde yönetici ve veliaht prenslerinin hal ve hareketlerini göz önünde tuttuğumda, bu adımı az bile görüyorum.
Zira son yıllarda, Arap dünyasında ve özellikle Ortadoğu’da dönen dolapları, oynanan oyunları görmemek için, kör olmak gerekir.   
Doğrusu ben böyle bir adımı, hatta daha fazlasını bekliyordum. Ve önümüzdeki süreçte bu tür adımların aratarak devam edeceğini tahmin diyorum.
Birleşik Arap Emirlikleri’ni,  Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn vs. izleyecektir.
Son günlerde Libya’da ve Akdeniz’de yaşananlar; Mısır-Yunanistan yakınlaşması; Fransa ve İsrail’in çıkışları ve Lübnan’da meydana gelen patlama birbirinden bağımsız düşünülemez.
Bunların hepsi Ortadoğu ve Akdeniz’de oynanan oyunun bir parçası…
Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler ise sadece birer piyon…
Ve bunların her biri ‘Arap Kışının’ habercisi...
Amaç İslam coğrafyasını, bölüp-parçalamak; kan gölüne çevirmek.
Amaç Gazze’yi düşürmek, Kudüs’ü ilhak etmek, Mescid-i Aksa’yı ortadan kaldırmak.
Amaç İsrail’e alan açmak; Büyük İsrail’in önünü açmak;
Amaç Suriye’yi, Mısır’ı, Lübnan’ı ve Ürdün’ü İsrail’e peşkeş çekmek;
Amaç Akdeniz’deki enerji kaynaklarından Türkiye’yi mahrum bırakmak;
Amaç Türkiye’nin önderliğinde İslam Dünyası’nın ayağa kalkışını engellemek;
***
Her zaman söylediğim gibi; ‘İslam’ın önündeki en büyük engel ‘Müslümanlar(!)’dır. Belki “sözde Müslümanlar” demek daha doğru olacaktır. Bunu biraz daha somutlaştırarak, İslam’ın önündeki birinci ve en önemli engel “Arap liderler ve yönetimelerdir” diyebiliriz.
Bunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bunu ispat etmek için sürüyle kanıt sunabilirim.
Bundan hiç şüpheniz olmasın. Fakat konumuz bu değil…
***
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; ben burada “Arap düşmanlığı” yapmıyorum.
Amacım “Arap düşmanlığı” yapmak da değil. Bu zaten dine sığmaz; İslam’da da yeri yoktur. Her şeyden önce “Arap düşmanlığı” nefret suçudur ve bu asla arzu etmeyeceğim bir durumdur…
Gerçek şu ki;
Arap düşmanlığı; Osmanlı’nın yıkılış ve Cumhuriyet’in ilk kuruluş yıllarında, İngilizlerin oynadığı bir oyundur. İbrahim Kalın: "Cumhuriyet, bir Arap düşmanlığı üretti" demekle yerinde bir tespit yapmıştır.
Bu iki taraflı bir oyundu.
Bu tarafta, ‘Araplar bize ihanet etti, İngilizlerle bir olup, bizi arkadan vurdu' tezi işlenirken; beri tarafta, Arap halkları arasında da “Osmanlı, Arap topraklarını yılarca işgal edip, sömürdü; sonra da Arap dünyasını bırakıp, Batı’yla ittifak yaparak dinsiz oldu” tezi işlendi.
Ve İngilizler neredeyse Araplara, “sizi biz kurtardık” demeye getirdiler.
Oysaki Osmanlı, hiçbir zaman Araplara karşı bir kültür emperyalizmi, bir asimilasyon politikası içinde olmamıştır.
Hatta denilebilir ki; Arap halkı asıl huzuru Osmanlı döneminde bulmuştur. Ve denilebilir ki; Osmanlı’dan sonra Arap halkı gerçek anlamda gün yüzü görmemiştir.
Osmanlı’dan sonra Araplar, asla özgür olamadılar; asla mutlu olmadılar; kendi öz ülkelerinde bir parya gibi yaşadılar. Yıllarca kan, zulüm ve gözyaşından başka bir şey görmediler…
Ve halen böyledir…
İşte Mısır, işte Suriye, işte Irak, işte Yemen, işte Libya…
Ve diğerleri…
***
Yakın dönem Arap tarihinde iki nokta öne çıkmaktadır.
Biri, Arap ırkçılığının ve baskıcılığının zirve noktası Baasçılık, diğeri ‘Müslüman Kardeşlere’ yönelik Sisi darbesi
Baasçılık, yani Arap milliyetçiliğinin, sosyalizm ve laiklikle harmanlanmış hali.
Batıdaki Rönesans’a öykünerek geliştirildi ve ilk kez 1940’ta, Suriyeli Hıristiyan Mişel Eflak tarafından, Şam’da gündeme getirildi.
Baasçı yönetimler, yakın dönem Arap tarihinin yüz karasıdır. 
Baasçılığın son kalesi Suriyedir ve Suriye’de bugün yaşananlar herkesin malumudur.
Ve tarih, Baasçı Saddam Hüseyin’in Halepçe’de ve Hafız Esad’ın Hama’da yaptığı katliamları asla unutmayacaktır.
Ve Sisi
Amerika ve Batı destekli darbenin mimarı…
Mısır'da, askeri darbeden bu yana, Mısırlılara Firavun döneminde bile eşine az rastlanır zulüm ve insanlık dışı muameleleri reva gören sahte diktatör.
Rabia ve Tahrir Meydanlarını kana bulayan, on binlerin katili, çağdaş firavun.
Mursilerin, Esmaların eli kanlı katili!
Tarih seni de yazacak, Mursi’yi de…
Ve tarih seni asla affetmeyecek.
***
Son dönem Arap tarihi, diktatörler tarihidir.
Ve son dönem Arap tarihi kukla rejimler, kukla liderler tarihidir.
Baskı, zulüm ve katliamlar tarihidir…
Son dönem Arap liderlerin en belirgin özelliği “İslam düşmanlığıdır.”
Kral Faysal ve şehit Mursi dışında, eline Müslüman kanı bulaşmayanı neredeyse yoktur.
İşte Hafız Esad ve Beşar Esad…
İşte Saddam Hüseyin, Mübarek, Enver Sedat ve son olarak çağdaş firavun Sisi…
Ve diğerleri…
Bu nedenle hâlihazırdaki Arap devletlerinin ve yönetimlerinin İslam dünyasına öncülük etme, İslam’ı temsil etme gibi bir pozisyonları söz konusu değildir.
Ki, zaten böyle bir dertleri, amaçları, hedefleri ve gayeleri de yoktur.
Ve olamaz da…
***
Şöyle bir anekdot var.
Çok hoşuma gider; yeri geldikçe de anlatırım.
Yıllar önce, İhsan Süreyya Sırma hocamız (Allah uzun ömürler versin) Kuveyt’te bir konferansa katılıyor. O konferansta Arap bir profesör İngilizce olarak "Osmanlı bizi yıllarca sömürdü, asimile etti" diyor;
Bunun üzerine hocamız da kürsüye çıkıp Arapça olarak:
"Neyiniz vardı da Osmanlı sömürdü. O zamanlar henüz petrolünüz yoktu. Osmanlı size hiç dokunmadı ve size sadece hizmet etti. Ben bir Türk olarak Arapça konuşuyorum. Ama siz bu salondakiler, ekseriniz Arap ve siz bir Arap olarak İngilizce konuşuyorsunuz; işte sömürü budur"  mealinde cevap verince, salonda alkış kopuyor...
***
Bu örnek, Arap aydın(!) ve elitinin nerde durduğunu, bakış açısını ve konumunu net olarak bize gösteriyor. Bu örnek, aynı zamanda Arap aydın(!) ve elitinin kimlerin maşası olduğunun açık bir kanıtı ve kimin, kimleri sömürdüğünün trajikomik bir örneğidir.
Bu örnek; Arapların ağlanacak haline, gülünecek bir duruma düşmesinin ifşasıdır.
***
Arap halkı, mazlumdur…
Bizim, mazlum Arap halkıyla bir sorunumuz, bir derdimiz yoktur.
Ve onların da bizimle…
Davamız bir, dinimiz bir, gönlümüz bir, hedefimiz bir, gayemiz bir…
Fakat benim satılmış, kukla Arap yönetici ve liderleriyle bir sorunum var. Ve benim hakeza, Baasçı, ırkçı Arap aydını ve elitiyle bir sorunum var.
Bu yüzden Arap halkıyla; Arap yönetici, lider, aydın(!) ve elitleri birbirinden ayırıyorum.
Ve ben, günümüz Arap lider ve yöneticilerinin; Baasçı ve ırkçı aydın ve elitlerinin ve şımarık zenginlerinin İslam öncesi, paganist-putperest Cahiliye Dinine” geri dönme arzu ve çabasını hayretle ve dehşetle izliyorum.
Selam ve dua ile.

Mücahit KUMANDAVEREN
14.08.2020 / Tatvan


*Tüm hakları saklıdır. Yazarın izni olmadan hiçbir şekilde, çoğaltılamaz, yayınlanamaz, kopyalanamaz, .


15

Yorumlar

Yorum Yap